Skip to content
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size blue color orange color green color

ANASAYFA arrow KÜLTÜR >
KÜLTÜR >
Filak mahallesi camii - Uzungöl Yazdır E-posta
Yazar Hilmi KANIK   

CAMİLERİMİZ

FİLAK MAHALLESİ CAMİİ(H-1235-M-1819)

Bu  Camimiz Uzungöl Merkez Yeni Mahalleye bağlı Filak Mahallemizde bulunmaktadır. Hicri 1216-Miladi 1800 Yılında inşa edilmiştir.Dikdörtgen şeklinde inşa edilen Caminin Beden Duvarları Zemin Taş Hizasına kadar Düzgün kesme taştan yapılmıştır. Caminin üst kısmı tamamen ahşap malzemeden yapılmıştır.Caminin çatısı 4 omuz kırma olup saçla kaplanmıştır.Saçakları oldukça geniş tutulan caminin saçak kısmı ile birlikte örtü malzemesi de yenilenmiştir.Ahşap malzemeden yığma olarak inşa edilen caminin Beden duvarlarının sadece Güney Tarafında altlı üstlü olarak dikdörtgen şeklinde 4 pencereye yer verilerek caminin iç kısmı aydınlatılmıştır.Caminin batı duvarına bitişik üç ahşap sütüna oturtulan ve iki katlı olan ikinci bir kapalı son Cemaat yeri bulunmaktadır.Yapının kuzeyinde bulunan son Cemaat yerinin oldukça dar tutulduğu ve ikişer dilimli kemerler ile oluşturulan beş penceresi ile dışa açılmış olduğu görülmektedir.Son Cemaat yerinin ortasından iki kanatlı cevizden yapılmış ahşap bir kapı ile Harem Kısmına geçilmektedir.Ahşap Kapı Söveleri ve Kanatları üzerinde değişik şekilde işlenmiş Geometrik ve bitkisel süslemeler bulunmaktadır.

Caminin Kapı Kanatları üzerinde Alt Bölümlerde Geometrik süslemeler bulunurken üst kısımlarda ise birer hilal içinden çıkıp yukarıya doğru uzayıp giden stilize edilmiş lale çiçekli bitki motifleri ve selvi ağacı motifleri bulunur.Giriş kısmının üstünde bulunan ve iki ahşap sütüna oturtulan mahfil ortadan iç mekanlara doğru 70 cm lik bir çıkıntı yaparak Müezzin Köşkünü oluşturmaktadır.Yukarıya doğru kademeli olarak yükselmekte olan Müezzin Köşkünün kademeli olarak her yüzü  değişik bitkisel ve geometrik desenler ile süslenmiştir.

   Haremin üzerini örten düz tavanın ortasında oldukça hareketli bir tavan göbeği bulunmaktadır.Tamamı ahşap yapılan mihrap nişi gittikçe daralmaktadır.Yaşmak Kısmı dilimli ve sarkıtlı bir kemeri anımsatan bir süsleme ile son bulmaktadır.Mihrap Nişi birbirine paralel halat işlemeli üç kuşak ile kesilerek yukarı doğru bir kademe oluşturmaktadır.

   Mihrabın yan yüzlerinde en dış tarafa uzayıp giden Halat Motifleri ile bunun yanında dikdörtgen panolar içinde bitkisel işlemeli,dört katlı dolap nişleri bulunmaktadır.Ortasında yılankavi şekillerin arasına alternatif olarak yetiştirilen lale ve çam kozalakları bulunmaktadır.Süslemeler mihrabın her iki tarafına da simetrik olarak işlenmiştir.

   Mihrabın üst kısmında asil mihraptan daha küçük olan ahşaptan yapılmış ikinci bir mihrap bulunur.Mihraba bitişik olarak Ahşaptan yapılan Minberin her iki aynalığı da bitkisel ve geometrik dekorlar ile süslenmiştir.İki bölüme ayrılan Minber Korkulukları oldukça zarif yapılmış olup dörder boğumludur.Minberin kısım kapısı üzerinde oldukça ilginç geometrik şebekeli bir taç kısmı bulunmaktadır.Caminin Kuzey köşesinde bulunan kürsü kesik koni şeklindedir.

 filak_1.jpg

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (0) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 2259

 
Hanefi Şahin hocamızdan güzel bir şiir Yazdır E-posta
Yazar Hilmi KANIK   

Kıymetli okuyucularımız.Uzungöl ile ilgili web sitelerimizde Uzungöl'ümüzün kültürel değerlerini fırsat buldukça sizlerle paylaşmaya çalışıyoruz. Bu günkü yazımızda da Uzungöl Merkez Camii Müezzinimiz Sayın Hanefi ŞAHİN Hocamızın birçoğumuzun bilmediği bir yönünü paylaşmaya çalışacağız sizlerle.Hanefi Hocamızın İlim Adamlığını,Uzungöl'e olan aşırı bağlılığını ve Uzungöl Sevdasını hepimiz biliyoruz.Ancak Hanefi Hocamızın Şairliğini Belki de çoğumuz ilk defa uyuyorsunuz.Evet Hanefi ŞAHİN Hocamız mükemmel bir şiir arşivine sahip.Şiirlerinin tamamını kendisi kaleme almış.Ve Bizler bu güzel şiirleri büyük bir mutluluk ile Siz Sevgili Uzungöl Dostları ile paylaşmaya devam edeceğiz.   Bu gün ilk şiirini yayınlıyoruz Hanefi Hocamızın.Belki biraz uzun bir şiir.Tam 20 kıtadan meydana geliyor.Ama size tavsiyem şiirin tamamını baştan sona kadar mutlaka okumanız.Çünkü Sevgili Hocamız bu şiirinde Uzungöl'de bir tarihi yolculuğa çıkaracak bizlere.Uzungölümüzüm İlim Adamlarından yemeklerine, meziresinden yaylasına,mısırından Turizmine kadar her konuya değinmiş Sevgili Hocamız.Diline yüreğine Sağlık Sevgili Hocam diyoruz.Ve o güzel şiiri sizlerle paylaşıyoruz.

 

UZUNGÖL

Eski İsmi Şerahtır,Yeni Adı Uzungöl
Yeşilin her tonunu,görebilirsin bol bol
Gölünde Alabalık, trafı çam ağaçlık

Seyrine doyum olmaz KARESTER'den Uzungöl

Uzungöl'ün etrafı dağlar ile çevrili
Haldızen Deresinin Çağlaması ezgili
Her tarafı yeşillik çiçeklerle bezili
Seyrine doyum olmaz ŞEHİT KOM'dan Uzungöl

Uzungöl Beldesinin tarihi çok eskidir
İlim İrfan Tedrisat Almak için yeridir
İnsanları dürüsttür hem sözünün eridir
Seyrine Doyum olmaz GRENİ’den Uzungöl

Uzungöl’ün sembolü çift minareli Came
Fotoğraf  Manzarası asılıdır her yere
Doğal güzellikleri haz verir gönüllere
Seyrine Doyum olmaz SIRANDAĞ’dan Uzungöl

Derelerde balıklar,
Ormanında geyikler

Hayran kalır buraya gelen bütün Turistler
Bulursun Uzungöl’de Mevladan güzellikler
Seyrine Doyum olmaz ALAN’dan Uzungöl’ün

Maneviyat Dünyası Uzungöl’de eskidir
Hacı Bekir Efendi Gözü Açık Velidir
Allah Rahmet Eylesin hem de Gönül Eridir
İlim İrfan İnsanı çok vardır UZUNGÖL’ün

Meşhur Hocalarından Gagoşim Mehmet Efendi
Bir çok talebelere Arapça dersler verdi
Allah Rahmet eylesin ĞUZİ’ya defnedildi
İlim İrfan insanı çok vardır Uzungöl’ün

Kadıoğlu Mehmet Efendi Osmanlı Kadısıydı
Müftü Salih Efendi onun varisi idi
Şerah’ta medreseler birer Akademiydi
İlim İrfan İnsanı çok vardır Uzungöl’ün

Megolar,Muzellefler hepsi birer değerdi
Abdurrahman Efendi Gönül Erleri idi
Sofegoyla Hulusi talebe yetiştirdi
İlim İrfan İnsanı çok vardır Uzungöl’ün

İsmini saymadığım daha nice değerler
İlmi tedrisat için çokça hizmet ettiler
Bir çok talebelere icazetler verdiler
İlim İrfan İnsanı çok vardır Uzungöl’ün

Meşhurdur Uzungöl’ün yöresel yemekleri
Kuymağı,lahanası hele mısır ekmeği
Turşu kavurmasıyla bir de gorgot yemeği

Hayal eder insanlar Uzungöl’de yemeyi

Haşil ile malezdur eski yemeklerumuz
Onlar ile büyüdü bizim eskilerumuz
Kavut haşili yerdi biraz zenginlerumuz
Hayal eder insanlar Uzungöl’de yemeyi

Patatesi pişurup turşu ile kavurmak
Arkadaşlar olmuyor tadına doyum olmak
Tandır ekmeği ile kahvaltısını yapmak
Hayal eder insanlar Uzungöl’de yemeyi

Hakiki Alabalık Uzungöl’ün namıdır
Kiremitte pişirip yemesi çok tatlıdır
Yemek hususatında aşçıları mahirdir
Hayal eder insanlar Uzungöl’de yemeyi

Tarım ve Hayvancılık eskiden yapılırdı
Çeyrek asırdan beri Turizme açıldı
Kısa zamanda adı her tarafa yayıldı
Turizimde öncüdür güzelim Uzungöl’üm

Oteller,pansiyonlar her tarafta açıldı
Hediyelik Eşyalar vitrinlere yayıldı
Dışarıdan gelen turist Uzungöl’e bayıldı
Turizimde Markadır güzelim Uzungöl’üm

Eskiden tüm insanlar gurbet gurbet gezerdi
Mevlam Uzungöllüye büyük bir nimet verdi
Memleketten gidenler çoğu geriye geldi
Turizimde liderdir güzelim Uzungöl’üm

Aman dikkat edelim manadan olmayalım
Üç beş kuruş uğruna ahlakı bozmayalım

Madde ile manayı beraberce yapalım
Turizimi ayrıdır güzelim Uzungöl’ün

Bu Belde Emin Belde İnsanları iyidir
Medenidir insanı övünse de yeridir
Her türlü kötülükten Uzungöl’üm emindir
İnsanlıkta öncüdür güzelim Uzungöl’üm

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (0) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 2879

 
GELENEKLERİMİZ-GÖRENEKLERİMİZ Yazdır E-posta
Yazar Hilmi KANIK   

                     GALANDAR GECESİ  

      Merhaba Kıymetli Uzungöl Dostları...Efendim ben öncelikle Yeni yılın bu ilk yazısında hepinizin yeni yılını en içten dileklerimle kutluyor 2009 yılının size ve sevdiklerinize sağlık,mutluluk vebaşarı getirmesini temenni ediyorum.Efendim hepimizin çok iyi bildiği gibi gelenekleriz toplumumuzun temel yapı taşlarından biridir.Ve bizler toplumun birer bireyi olarak o yapı taşlarını koruyabildiğimiz sürece geçmiş nesillerin bizlere emanet ettiği değer yargılarını bizler de bizden sonraki kuşaklara aktarmış olacağız.Bu anlamda Kültürel Değerlerimizi korumanın oldukça önemli olduğunu düşünmekteyim.

   Bu günkü yazımızda Uzungöl'ümüzün temel yapı taşlarından birini GALANDAR geleneğini yaşatmaya çalışacağız.Hepimizin bildiği gibi dünyada iki türlü takvim kullanılmaktadır.Bunlardan biri Hicri Takvim, diğeri ise Miladi Takvimdir.Bizler günümüzde Miladi Takvimi tanıyoruz.Hicri Takvimi çoğomuz belki duymadık bile.Oysa büyüklerimize baktığımız zaman onların tamamının Hicri Takvim ile hareket ettiklerini söyleyebiliriz.Örneğin benim Rahmetli Ninem(Baba annem Gaydimaziga)miladi takvimi hiç bilmezdi.Hangi aydayız diye sorduğumuzda Galandar derdi Ocak ayını hiç bilmezdi.Her gün aynı saatte akşam,aynı saatte sabah olurdu.Saat 10 da ikindi,12'de ise akşam olurdu.Ve Ninem ikindi namazını kılmak için bize saat 10 oldu mu diye sorardı.

  Efendim Miladi takvimler 13 Ocağı göstyerdi mi Galandar gecesi geldi demektir.Galandar gecesi gelmeden 2-3 gün önce insanlar hazırlık yapmaya başlamakta idi.Galandar Gecesi geldiğinde ise bir çok etkinlik yapılmakta idi.Şimdi bunları görmeye ve tanımaya çalışalım.Her şeyden önce şunu söylemekte fayda var.Eskiden insanlarımız fakirdi.Yürekleri zengindi ama fakirdiler.İşte Bayramlarda olduğu gibi Galandar Gecesi gibi etkinliklerde de insanlarımızın yardımlaşma özelliğini görüyoruz.

   Galandar gecesi mahallenin erkekleri bir araya gelmekte ve de yaygın olarak helva yapmakta idiler.İki türlü helvanın yapıldığından söz edilmektedir.Bunlardan biri kara helva,diğeri ise Yer Helvası(Tel Helvası)dır.Helva bol yapılmakta erkekler kendi aralarında yeyip çeşitli eğlenceler düzenlemekte idiler.Kalan helva ise evlere getirilmekte kadınların ve çocukların da bu eğlenceden nasiplenmesi sağlanmakta idi.Peki yalnızca erkekler mi eğleniyordu?Hayır.Kadınlar evlerde kendi aralarında eğlenceler düzenliyordu.

  Çocukları ise sormaya gerek yok.Onlar kılıktan kılığa girmişlerdir.Kimi gelin olmuştur,kimi damat.Kimi kız tarafı olmuştur kimi kızı isteyen miyancı tarafı.Kimi gelin olmuştur kimi gelinini sevmeyen kaynana.Ve düşmüşlerdir yollara dudaklarında bir mani ile

         GALANDAR GECESİ DEVLET BACASI

       TASI DOLDURAN CENNET HOCASI

   Burada tası doldurmak daha çok zahra istemek anlamındadır. Yine Galandar gecesinin bir başka eğlencesine gö atalım bu kez.Galandar Gecesi koyun kesilirdi.Daha sonra ÇALİ adı verilen bir oyun oynanırdı:

   ÇALİ:Çali oyunu fındık çubukları ile oynanan bir oyun türü idi.Fındık çubukları kısa kısa kessilmekte daha sonra bu çubuklar dört köşe olacak şekilde soyulmakta idi.4 tane fındık çubuğunun üçü bir tarafa geldiği zaman,üçünü bir tarafa getiren grup oyunu kazanıyordu.Bu oyun çok neşeli idi.On kişi ile oynandığı oluyordu.Oyunu kaybeden koyunun parasını ödüyor,sonra hep birlikte neşe içinde koyun yeniliyordu.

   Yine Galandar gecesinin bir başka eğlencesine bakalım şimdi isterseniz.4 kişi arasında oynanan DEVE oyunu yine Galandar gGecelerinin vaz geçilmerz eğlencelerinden biri konumunda idi.4 Kişiden biri erkek elbisesi biri kadın elbisesi diğerleri ise farklı kıyafetler giymekte idi.Üç kişi bir kişini aralarında gizler sonra bu gizlenen kişi çeşitli numaralardan sonra ortaya çıkardı ve izleyenler bu oyunu izlemekten çok büyük bir keyif alıyordu.

   Bunun yanı sıra maddi durumu iyi olanlar mutlaka Galandar Gecesinde Helva yapar ve komşularına dağıtırdı.Bu durum da yine Yardımlaşmanın ve Dayanışmanın güzel bir örneği olarak karşımıza çıkıyor.Aynı gecelere Badragel gibi Hasan Halilego gibi meşhur kavalcılar da davet edilir baş köşeye oturtulur ve gecenin geç saatlerine kadar insanlar eğlenirdi.

   Evet Sevgili Uzungöl Dostları...Bu yazımızda sizlere sadece Galandar gecesini anlatmadık.Bunun yanında insanlarımızın Yardımlaşmaya,paylaşmaya ve de Dayanışmaya da verdiği önemi sizlerle paylaşmaya çalıştık.Ve bir öneri ile bu yazımızı tamamlayalım.Önümüzde daha bir sene var.Gelin bir sene sonra 13 Ocak 2010 akşamı Galandar Gecesini birlikte paylaşalım.O Geleneği bir kere daha paylaşalım.İnanın bana o zaman her şey çok daha güzel olacak ve birbirimizi daha iyi anlamış olacağız.

   Bir kere daha yeni yılınızı en içten dileklerim ile kutluyor 2009 yılının sizlere ve sevdiklerinize sağlık,mutluluk ve başarı getiren bir yıl olmasını temenni ediyorum.Saygılarımla... 

 

 

Bu yazıya ilk yorumu yazın | Favori olarak ekle (0) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 2924

 
Bu günü değil geçmişi unutmadan dostluk kuralım Yazdır E-posta
Yazar murat Mebus AYGÜN   

SONUNA KADAR OKUYUN VE DOSTLUK İPLERİNİZİ KOPARTMAYIN.....


DOSTLUK İPİ
Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş  makinesi ve Küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama Pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkânı kapatırken elektrik Sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık Ne bir işi varmış ne de parası.

Günler boyu iş aramış ama bulamamış.  Yük  taşımış,Bulaşıkçılık yapmış,  yine de  Evinin Kirasını ödeyecek kadar para   Kazanamamış.  
 
Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir Bavula  sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini.   Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki   Parktan başka gidecek yeri yokmuş.   Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında.

Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta Otururken, kocaman bir araba yanaşmış  kaldırıma.  Arka kapıyı açmaya çalışan Şoförü kızgınlıkla yana itmiş  arabadan inen yaşlı adam,  'Yalnız bırakın Beni, parkta dolaşırsam  belki  sinirim geçer'   diye söylenmiş.Zengin bir  işadamı olduğu her halinden belli  olan ihtiyar, birkaç Adım attıktan sonra bankta  titreyen  terziyi görmüş.

Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri Geçiveren ihtiyar,  'Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur,  Ona nasıl  yardım etsem acaba?'   diye düşünmeye başlamış.  

Oysa terzinin düşlediği  paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın Ve kaliteli bir kumaştan üretilen  bu paltonun sahibine hiç de Yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş.

Yaşlı işadamı terzinin yanına yaklaşıp, 'Ne o evlat, bu ayazda parkta Donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim'   deyince, 'Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre  olmadığını Düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman  göstermiş'

Diye yanıt vermiş terzi.  Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli  şaşırmış.  Çünkü o da  üzerindeki   Paltoya onca para ödediği halde Kendisine  bir türlü yakıştıramıyormuş.

'Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?'    Diye soran yaşlı adam, 'Ben terziyim' yanıtını alınca 'Benimle Gel, hayat hikâyeni yolda anlatırsın' iyerek arabaya  bindirmiş.

Bizim terziyi. Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen İyiliksever yaşlı adam, terziye  bir dükkân açmasına yetecek kadar para
Vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın Dikmesiymiş.

Terzi yeniden bir işe hem de  kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler Gibi çalışmaya başlamış. Bu  arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, Onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler
Almasını sağlıyormuş.

Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü Marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık 'ünlü işadamı' diye anılır olmuş. Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş.
Terzi çok büyük bir iş Bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine Az bir  zaman varmış.

Biraz sohbet ettikten sonra Yaşlı adam birden fenalaşmış,  kalp krizi geçiriyormuş.  Hemen bir   Ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmış. Yeni  işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği   İçin uçağa yetişmiş.

Yaşlı  adam krizi atlatmış ve uzun sure hastanede yatmış, bir yandan da Sadece bir  kez telefon ederek  
durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken  
bir  türlü yaşlı adamı  ziyarete gidememiş.

Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş  ki bu sefer de utancından yaşlı adamın Kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra  terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış   ve  elinde kala kala yine küçücük bir dükkân kalmış.  Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını
sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul  etmiş ama  anlatacağı öyküyü dinledikten
sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş. Ve başlamış anlatmaya: 'Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış.  Ormandaki bir kulübede  Yaşar  ve   odun keserek hayatını  kazanırmış.  Bir gün kulübesinde   Yangın çıkmış ve bu  yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona    güvenip iş  vermeyince,  çıkınını alan oduncu,   eşeğine binip yola  koyulmuş. Ağaçların arasında yürürken birinin  kendisine seslendiğini duymuş.Başını  kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona 'Senin haline  çok üzüldüm, şimdi öyle Bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye Başlayacak, sen de onunla gösteriler
yapıp çok para kazanacaksın' Demiş. Gerçekten de eşek  birbirinden güzel şarkılar  söylemeye   Başlamış.
Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı  söyletiyor ve  herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün Yine  bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım İsteyen sesini duymuş oduncu. 

Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek Üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama  gösteriye gitmemeyi, onca  
Parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan  kaçmış oradan. Gösteri   başladığında  ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine Sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış. Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden Canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce
büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de  senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden
Bozuldu.  Keşke  güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini Koparmasaydın...' Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir Sözü  yokmuş...

DOSTLUK İPLERİNİZİ KOPARMAMANIZ DİLEĞİYLE.......  ONUN SÖYLEYECEK BİR ŞEYİ YOK AMA
BEN SÖYLEMEK İSTERİM

Yorumlar (1) | Favori olarak ekle (0) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 5527

 
Rumca gerçeği - Uzungöl Yazdır E-posta
Yazar Mustafa ÖZTÜRK   

Rumca gerçeği ve sayılar


Değişik din, dil, ırk ve kültürlerle harmanlaşmadan devletlerin veya milletlerin büyümesi imkânsızdır. Bu büyümede olması gereken, milli değerlerini terk ve yabancı kültüre teslim olmak değil; bu farklı unsurları kendi  kültür havuzunun içine eritilebilmektir. Milletin temel direği ve hayat kaynağı dildir. Dilin tarihi ile milletin kaderi arasında çok zaman paralellik vardır. Dilin yozlaşması, akabinde milletin ve milliyetin yozlaşmasını getirir. Dilin oluşumunun önceliklerinden ve temellerinden biri de sayılardır. Dolayısıyla kendine ait sayı dili olmayanın tarihte milliyeti de olmamıştır. Bir toplumda dil, din ve diğer değerlerin hepsi değişmesine rağmen eğer sayıları değişmemişse, o toplum yeni anlayışa henüz tam teslim değildir. Tarih boyunca değişik sebeplere bağlı olarak çok toplumlarda milliyetler değişiyor, dil değişiyor, din değişiyor ama sayılar kolay kolay değişmiyor veya çok zor değişiyor. Çünkü kişi, kurum ve kuruluşlar yaşantılarının her kesiminde en çok sayılara ihtiyaç duyarlar ve sayıları kullanmak zorunda kalırlar. En çok kullanılanlar da en zor değişendir veya değişmezdir.


Rumca gerçeği
50 sene öncesi Çaykara’nın dağ köylerindeki geleneklerin ve diğer değerlerin çoğu, 300-500 sene öncesiyle çok paralellik arz ederdi. Çünkü küçük, dar ve kapalı bir toplumda, dünyadan adeta tecrit olmuş bir yerde, 300-500 yılda büyük kültür değişimini beklemek imkânsız denilecek kadar zordur. Bir çok geleneğini koruyacağı gibi, dilindeki sayıları unutması da asla mümkün değildir. Anadolu’da bin yılın çok öncesinde olan etnik diller günümüz gelebilmiştir ve hatta lehçe farklılıklarına rağmen varlıklarını devam ettirebilmişlerdir. Yapılan araştırmalarda 40-50 sene öncesinde, Trabzon yöresinde hiç Türkçe bilmeyen ve yalnız Rumca konuşan yaşlı ninelerimiz veya dedelerimiz vardı.Bunlar, Rumca sayıları bilmezlerdi. Hatta Rumca haftanın günleri o günden bu güne kadar gizemliliğini korumaktadır. 


Rumca sayılar
Enan:1, dio:2,  triya:3, desera:4, benda 5... Bitti.... İlerisini belirtmeğe gerek yok  çünkü beşten yukarısı Türkçe sayılardır! Bu durum yalnızca  çaykarada değil, Rumca konuşan bütün köylerde yanılmıyorsam aynıdır.Rumca sayılar ve haftanın günleri halk için meçhuldür. Küçük bir coğrafi parçada Rumca, ilçeden ilçeye ve yakın köyler arasında çok farklılık gösterdiği gibi konuşulan lehçe, gelenek ve folklorda bariz ayrılıklar görülür. Bu durum bir çok tarihçinin tezini doğrulamaktadır. O da farklılığın farklı boylara ve kültürlere dayanmasından, daha doğrusu Yunanlı olunmayışından kaynaklanmasıdır. Rumca konuşulan yerlerde Rumca sayıların bilinmemesi yalnız Türkçe sayıları kullanılması, yörenin kimliği hakkında kesin sonucu belirlemektedir ve o da Türk kimliğidir. 

Ne mutlu Türküm Diyene

Yorumlar (14) | Favori olarak ekle (0) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 24590

 
Mehmet Şükrü ÖZEN(ŞAKİR EFENDİ) Yazdır E-posta
Yazar Hilmi KANIK   

Tayyar ÖZEN-Ş.Şükrü ÖZEN

UZUNGÖLÜN YETİŞTİRDİĞİ ÜNLÜ KİŞİLER

MEHMET ŞÜKRÜ ÖZEN

Değerli Uzungöl Dergisi okuyucuları. Bizler Uzungöl Dergisi olarak Beldemize hizmet etmiş olan büyüklerimizi sizlere tanıtmaya ve onların isimlerini yaşatmaya çalışacağız. Dergimizin bu sayısında Uzungöl'ümüzün ilk öğretmeni, Beldemizde okulu açan ilk ismi Rahmetli Şakir Efendiyi(Mehmet Şükrü ÖZEN) sizlere tanıtmaya çalışacağız.

Öğretmen Şakir Efendi (Mehmet Şükrü Bey) 1874 yılında o zamanki adı ile (Şerah'ta) Uzungöl'de dünyaya geldi.

Şakir Efendi küçük yaşta annesini kaybeder ve üvey anne elinde eziyet görür. Durumu gören ve akrabaları olan ALİBEYOĞULLARI onu himayelerine alarak Trabzon'da marangoz olan Polat Amcasına teslim ederler. Amcası Polat bu çocuğu okutmak ister ve 7(yedi) yaşında iken yatılı olarak RÜŞTİYE mektebine kaydını yaptırır. Bu okulu başarı ile bitirdikten sonra İDADİ'ye(Lise) başlar. Artık burada bütün gücünü okumaya vererek PEKİYİ derece ile mezun olur. Onun gerek Rüştiye ve gerekse İdadi'yi üstün başarı ile bitirmesi okul yönetiminin ilgisini çekmiş olacak ki onu mezun olduğu İdadi'de Matematik Derslerini vermek üzere Öğretim Görevlisi olarak öğretmenliğe başlatırlar. Bu Kutsal göreve başlarken üç önemli şey aklından asla çıkmaz. Bunlardan birincisi kendisine teslim edilen öğrencileri en iyi şekilde yetiştirmek, ikincisi çocukluğunun çilekeş yaşantısını gelecek nesillerin yaşamaması için çalışmalarına ona göre yön vermek. Üçüncüsü de kendisinin Büyük Bir İdeal olarak Benliğinde taşıdığı CEHALET ve MUHTAÇLIKLA savaşmaktı.Bunda da büyük başarılara ulaştı. Mehmet Şükrü Bey İdadi'de öğretmen iken rahatsızlanır ve romatizmaları artar. Heyet raporu ile Gümüşhane Merkezde çalışmasının sağlığı açısından daha uygun olacağı beyanı ile Gümüşhane'de aynı görevle görevlendirilir.Gümüşhanedeki görevinden sonra kendi isteği ile Trabzona bağlı Yorma daha sonra da Sürmene,Of peşinden Çaykara Maraşlı(Paçan) Köyü son olarak kendi isteği ile doğduğu yer olan Şerah(Uzungöl)ta 1930 yılında göreve başlar. Bu yaşam öyküsünün belki de en ilginç yanı Of Kazasından ilk defa bir öğretmenin çıkması ve Yeni Yazının Kabulü(1928) ile birlikte ETKİN AYDINLANMA çalışmalarına hız vermiş olmasıdır. Uzungölde Okul bulunmadığı için Öğretime bir medresede başlar(1930-1933) Bundan sonra 1933 yılında köylüler ile birlikte el ele vererek 18 ay içerisinde Modern sayılabilecek bir okulu bitirerek Öğretime açar.(1933) Son yıllarını kendi ve Çevre Köylerden gelen öğrencilere adadığı gibi,Osmanlıdan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyetinin tüm niteliklerini onlara aşıladığı gibi yetişkinlere de GECE HALK DERSHANELERİ açarak okuma yazmanın gerekliliği yanında hayat içinde de gerekli olan Yaşam Kültürünü vermek uğruna büyük çaba sarfeder. Ve nihayetinde 40 yıldan fazla emek verdiği mesleğini 1938 yılında noktalayarak Emekli olur. Vatana ve Büyük Türk Ulusuna bir çok seçkin ve nitelikli insan yetiştiren Mehmet Şükrü ÖZEN(Şakir Efendi) Temmuz 1960 Yılında aramızdan ayrılarak ebediyete intikal etmiştir.

Ruhun Şad Olsun Öğretmenim. Uzungöl Halkı bizlere verdiğin emeği hiçbir zaman unutmayacak. Uzungölümüzün ilk Öğretmeni Şakir Efendi(Mehmet Şükrü ÖZEN)

Bir sevdadır Uzungöl Tarihi ile,geçmişi ile ve bu günü ile

Yorumlar (1) | Favori olarak ekle (0) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 5358

 
İLİM ADAMLARIMIZ (GAGOŞİM MUHAMMET EFENDİ) Yazdır E-posta
Yazar Hilmi KANIK   

GAGOŞİM MUHAMMET EFENDİ

18.Yüzyılın sonlarında vefat eden Hacı Gagoşim Muhammet Efendi son tahsilini ,Araklı’nın Os Köyünde doğup Bayburt’ta ölen Hacı Hasan Efendi’den tamamlayarak Uzungöl’e(Şerah) dönmüştür.Gagoşim Efendi icazet alıp ayrılırken Os’lu Hoca ağlamış ve demiş ki:

  “MUHAMMET EFENDİ İLMİ KARADENİZ’E GÖTÜRDÜ.ONUN İÇİN AĞLIYORUM”

   Kısaca bu açıklamayı yaptıktan sonra hala çözülemeyen fetvalar şunlardır.

1-  Bir yatakta doğum yapan iki kadın, bir erkek bir kız dünyaya getirdiler.Doğum anında yanlarında ebe gibi kimseler bulunmadığından, kadınlar doğan çocuklardan hangisinin kimin çocuğu olduğu konusunda ihtilafa düştüler.Konu Fetva olarak Hacı Gagoşim Efendi’den soruldu.Hoca Efendi şöyle fetva verdi:

“Doğum yapan iki kadın, hacimleri aynı olan iki kaba, ayrı ayrı sütlerini sağsınlar ve bu kapları hassas bir terazi ile tartsınlar.Sütü ağır gelen kadın erkek cocuğun anasıdır.Çünkü erkek sütü kız sütünden daha ağırdır”dedi.

2-     Osmanlı Devlet Rüesasından bir zatın ikinci evliliğinden bir çocuğu doğuyor.

Ve baba ölüyor.Ölen şahsın evvelki hanımından olan çocukları,ikinci evliliğinden doğan çocuğa babalarının malından miras vermiyorlar ve diyorlar ki:”Sen bizim kardeşimiz değilsin.Çünkü bizim babamız sen doğduğunda çok ihtiyardı.”Bunun üzerine ikinci evlilikten doğan  çocuk, diğerleri ile kardeş olduğunu ispatlamak için zamanın Alimlerine müracaat eder.Çünkü o zamanda bu günkü gibi teknik ve imkanlar mevcut değildir.Neticede kendisini Gagoşim Efendi’ye gönderirler. Durumu dinleyen Hoca Efendi kendisine şu fetvayı verir.”Git babanın kabrini aç ve kemiğinin üzerine parmağından kan akıt.Eğer parmağından akan kan babanın kemiğinin içine sızarsa sen o babanın çocuğusun.Yok eğer sızmazsa sen o babanın çocuğu değilsin.”

3-     Sadrazam damatlarından birisi eşini üç talakla boşuyor ve sonradan pişman oluyor.

Tüm Osmanlı alimlerini dolaşıp çare arıyor.Ancak hepsi olumsuz cevap veriyor.Gagoşim Efendi ise Arapça yazılmış MEŞİHAT fetvasını yanlış buluyor.Fetvadaki bir vav harfinin HALİYE yani HAL olarak okunmayıp ATIFE yani BAĞLAÇ olarak okunmasında MEŞİHAT Makamı yanlış yaptı diyerek fetvayı bozdu.Bunu Haber alan Osmanlı Meşihatı Gagoşim Efendi’yi İstanbul’a suçlu olarak çağırdılar.Şerahlılar Hoca Efendi’yi İstanbul’da idam edecekler diyorlardı.Yüksek Din Kurulu Hoca Efendi’yi sorguya çekerek “Sen ne cür’etle meşihatin fetvasını bozarsın” dediler.Hoca Efendi şöyle cevap verdi.

“Fetvayı ben bozmadım.Fıkıh kitapları bozmuş.”Falanca kitabı getirin” dedi.Kitabı getirip okudular.İbaredeki hal VAV’ını bağlaç VAV’ı şeklinde okudukları için yanlış mana verdikleri anlaşıldı.

   Osmanlı Yüksek Din Kurulu Hoca Efendi’ye Yüksek Alim Kıyafeti vererek Taltif ettiler ve Yüksek Din Kurulunda kalmasını teklif ettiler.Kabul etmedi ve Şerah’a dönerek ders okutmaya devam etti.Çevreyi aydınlatacak alimler yetiştirdi.Yüksek Talebelerinden olan Hacı Zilik Muhammet Efendi Trabzon havalisinde talebe yetiştiren talebelerindendir.Allah Rahmet Eylesin.Amin…

   Öteden beri Şerah’ta Yüksek derecede din alimleri yetişti.Mesela Trabzon Müftülüğü, Gümüşhane Müftülüğü yapan Yüksek derecede din alimlerimiz olduğu bilinen bir gerçektir.Üzülerek söylemem gerekir ki böyle ufku geniş alimlerimiz yok denecek kadar azaldı veya halkımız tarafından değerlendirilmeye tabi tutulmadı.En büyük eksiğimiz mevcut değerlerimize iltifat göstermememizdir.Çünkü değerli hizmetler iltifata tabidir.

   Uzungöl adına degi,broşür ve tanıtım faaliyetlerinizi tebrik eder,devamını gönülden beklerim.


            Uzungöl,Şerah,gönülde ferah

            Tabii güzel etti yaradan Allah

            Tanıt beldemizi,olmasın günah

            Tanıma,tanıtma dinin emridir.

                        Ufku Geniş kültürlü çıksın meydana

                        Rahmet olsun deriz,doğuran ana

                        Kültürlü insan değer bir cana

                        Alimler çoğalsa cehalet erir

            Bilgili insanlar çıksın ileri

            Cahil insanların var mı değeri

            Öne geçmesin cahil serseri

            Cahillik topluma ne fayda verir

                        “MEGO”lar geçti sosyal hayatta

                        Duman Oğlu geldi peşinden hatta.

                        Namu Şöhret yaptılar çevrede Of’ta

                        Böylesi tarih yapar,kendi nam verir

            Çalış bölgeye,şöhrete değil

            Kibir rüşvete,eyleme değil.

            Kibrin öncüsü ilk Ebu Cehil

            Doğru çalışan değer gösterir

                       Beldeler halkı ile değer kazanır

                       Yüksek şahsiyetler meydanı alır

                       Şahsiyetsiz kişiden millet usanır

                       Halkın içine velvele verir

             Salih gel uzatma kısa kes sözü

            Katkı yap beldene yücelsin özü

            Kötü davranan görmez gün yüzü

            Yüksek şahsiyete tarih şan verir.

Yorumlar (1) | Favori olarak ekle (0) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 5488

 

Sayfayı paylaşın