ARAMA
| Uzungöl'ün bambaşka güzelliği - Naif Karabatak'ın kaleminden |
|
|
| Yazar Abdullah Düzgün | |||||
|
Fatsa- Kısa süreli (10 gün) Karadeniz gezimiz bugün sona eriyor. Gezi boyunca not etmeye gerek gördüğüm bir sürü olay, farklı yerler, çok değişik güzellikler var. Bunlar içerisinde Ünye, Fatsa, Ordu, Giresun, Trabzon’dan notlar aktarabilirim ama beni çok etkileyen Uzungöl’den bahsetmek istiyorum. *** “Uzungöl, Trabzon-Çaykara’ya bağlı belde. Trabzon’a 99 kilometre, Çaykara ilçesine ise 19 km uzaklıkta. Deniz seviyesinden bin 90 metre yükseklikte bulunan Uzungöl, dik yamaçları ve muhteşem orman örtüsü ile Alplerin güzelliğini geride bırakmaktadır. Vadinin ortasında bulunan ve yamaçlardan düşen kayaların Haldizen deresinin önünü kapatmasıyla oluşmuş göl, “Uzungöl” olarak bilinir ve çevreye aynı ad verilmiştir. Yöreye uygun tarzda yapılmış eski ahşap evler, doğanın güzelliğini tamamlar özellikte. Yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgisini çeken Uzungöl, sahip olduğu turistik potansiyeli bakımından çok zengindir. Çevrede trekking, kuş gözlem, botanik amaçlı turların yanı sıra daha yükseklerdeki dağların arasındaki göllere veya yakınlardaki Şekersu, Demirkapı, Yaylaönü gibi diğer yaylalara geziler düzenleme olanağı vardır. Yaban hayatı bakımından Uzungöl çevresindeki dağlarda ayı, kurt, yaban keçisi, tilki, kafkas dağ horozu gibi çeşitli hayvan türleri barınmaktadır. Haldizen deresi vadisinde, heyelan sonucu dere yatağının tabii baraj şeklinde kapanması sonucu oluşan göl, çevresindeki ladin ormanları ile çekici bir peyzaj sergiler.” *** Yukarıdaki cümleler, Abdullah Düzgün tarafından kaleme alınmış, Uzungöl’ü coğrafik olarak anlatan paragraflardır. Ama bunlar Uzungöl’ü anlatmaya yetmiyor. İki yıldır Uzungöl’e gitme hayalim vardı. Kuşkusuz “Uzungöl”ü görmediğimden gezi rehberlerinden edindiğim izlenimle biliyordum. Doğal güzellikleri, serinliği ve yeşilliğiydi anlatılan. Bu anlatılandan çok daha farklı şeyler beni çekmiş olmalı ki, “illa da Uzungöl” diye iki yıldır hayal kuruyordum. Şükür sonunda gittim. Uzungöl’e vardığımızda akşam 21.30 olmuştu. O saate kalınca yolda çevreyi tanıma şansım olmadı. Rize yol ayrımından itibaren 46 kilometrelik yolu “acaba neyle karşılaşacağız?” merak ve ürpertisiyle geçirdik. Bu ürpertimizi gece gelen herkes yaşamış olmalı ki, Uzungöl’ün girişinde “Oh be! Nihayet Uzungöl” yazan bir tabela sizi karşılıyor ve o zaman daha da rahatlıyorsunuz. Yukarıdaki paragrafta Uzungöl zaten anlatılmış, o anlatılanları bütün güzelliğiyle yaşadık. “Serin havası” derken, belki anlamak zor olacak ama inanın akşamları üstünüze hırka türü bir şey almazsanız üşüyebilirsiniz. Uzungöl’ün hemen bitişiğindeki camisi, çevresindeki ahşap evler güzelliği tamamlıyor ama “daha çok motel, daha çok pansiyon, daha çok alışveriş yerleri, daha çok gelir” mantığıyla Uzungöl’ü betonlaştırdıklarını da söylemeliyim. Uzungöl’ü ve çevresini keşfe çıktığımızda yolumuz Şekersu yaylasına doğru giden tepeye düştü. Önce uzun süren tırmanmadan eşim ve çocuklarım hiç memnun olmadı. Dar yollar, aşırı rampa ve sürekli virajlarıyla sıkıntı bastığı belliydi ama ben sürekli “sabredin” diyerek, “bu kadar yolu boşa gitmemiş olalım” diye de içimden dua ediyordum. Birden karşımıza çıkan görüntüyle şok olduk. Benim ağzımdan dökülen ilk cümle “İnanamıyorum, böyle bir şey olamaz” oldu. Sağ tarafımız bembeyaz bir bulutla kaplıydı. Tıpkı bulut denizi gibi, gözünün alabildiğince… Araçtan indik, buluta doğru yürüdük. Orayı güzelleştiren sadece bulut değildi, hayatımda ilk kez gördüğüm rengârenk farklı türde çiçekler, yeşillikler, ağaçlar ve özellikle kelebekler… Sonra fark ettik; Yukarıya çıkarken bulut üstümüzdeymiş, başımıza değiyormuş, uzatsak elimizi avuçlarımıza alacakmışız. Yukarıda ise halı gibi ayaklarımızın altına serilmiş. Küçük oğlum Yusufcan, “Baba bulutların üstüne atlayayım mı?” diye sordu. Onun çizgi filmlerde olabileceğini anlattım. Gerçekte öyle bir şey olamazdı ama keşke olsaydı, ne güzel olurdu. Uzungöl’ün dört bir yanında farklı tepeler, tepelerde kendisini gizlemiş onlarca yayla ve orada saklı güzellikler vardı; biz sadece bir yaylayı görebildik. Uzungöl’ün dere yatağından araçla gittiğinizde piknik yapabileceğiniz ücretli-ücretsiz mekânların sayısını söylemeye gerek yok. Dağ var, yeşillik var, şarıl şarıl akan su var ve her yer piknik alanı. Kavurucu yaz sıcaklarından kaçmak için ideal yerlerden birisi Uzungöl’dür. Burada hem şık döşenmiş, otel, motel ve pansiyonlarda dinlenebilirsiniz. Hem Uzungöl’ün güzelliğiyle kendinizden geçebilirsiniz, hem de, -belki de en önemlisi- yeni yerler, yeni güzellikler keşfetme şansını yakalayabilirsiniz. Burada alışkanlıklarınızdan vazgeçmenize de gerek yok. Uzungöllüler bütün imkânları misafirleri için seferber etmişler. Üç gün kaldığım Uzungöl’den hüzünle ayrıldık desem yeridir. En azından şu bunaltıcı sıcaklar geçene kadar kalsaydık olmaz mıydı?
Kaynak : http://www.gazeteadiyaman.com/?KAT=YAZYAZI&Y_ID=211 E-mail: Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Favori olarak ekle (0) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 1701
27-07-2008 21:46 Ne yazayım.Bizleri özendirip duruyorsunuz.Şu bulutlarınızın ve çiçeklerinizin okadar methini duydum ki,ömrüm vefa ederse gelecek yıl Temmuzda Karadeniz gezisine çıkacağım.Bir de biz görelim.Hiç davet eden yok, bari kendi kendimizi davet edelim. Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir. Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |
|||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Otel ve Moteller ( 20 ) |
| Pansiyonlar ( 6 ) |